08 Temmuz 2026 - Çarşamba

NATO'nun Kahramanı Isparta'da

Bora Tüfekli Yazdı: NATO'nun Kahramanı Isparta'da

Yazar - BORA TÜFEKLİ
Okuma Süresi: 4 dk.
BORA TÜFEKLİ

BORA TÜFEKLİ

bora_tufekli@hotmail.com - 05548730349
Google News

Gece yarısı...

Isparta büyük bir tehlikeyi atlattı.

Öyle ya...

Ortada ciddi bir güvenlik sorunu vardı.

Bir pankart.

Üzerinde de yalnızca iki kelime yazıyordu:

"NATO'ya Hayır."

Ve o pankart büyük bir kararlılıkla yerinden indirildi.

Şehrimiz, ülkemiz, Müslüman ülkeler ve hatta dünya artık daha güvenli.

Kim bilir...

Belki NATO karargâhında derin bir nefes alındı.

Belki Pentagon'daki kripto telsizinden "Isparta'daki kriz çözüldü" sesi yankılandı. 

Belki de Ankara'da devam eden NATO Zirvesi'nin gündemine son dakika olarak eklendi.

Yada; 

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin bundan hiç haberi olmayacak...

Belki Donald Trump da Isparta'da kendi adına verilen bu mücadeleyi hiçbir zaman öğrenmeyecek.

Ama olsun... NATO'nun Isparta temsilcisi görevini yaptı. Pankart indirildi. Dünya artık daha güvenli...

İşin ironisi tam da burada başlıyor.

Yıllardır Filistin için yürüyüşler düzenleyen...

Gazze'deki çocuk ölümlerine tepki gösteren...

"Katil İsrail" sloganları atan...

Amerikan emperyalizmini meydanlarda eleştirenler, söz konusu NATO olunca, "NATO'ya Hayır" yazılı bir pankartın indirilmesini adeta bir görev olarak görüyor.

Oysa NATO denildiğinde akla sadece bir savunma örgütü mü gelmeli?

Gerçekten öyle mi? Hadi birlikte bakalım. 

1999...

Yugoslavya...

NATO, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmadan 78 gün boyunca Belgrad'ı bombaladı.

Köprüler yıkıldı.

Hastaneler vuruldu.

Sivil insanlar hayatını kaybetti.

2001...

Afganistan...

Yirmi yıl süren savaş...

Milyonlarca insan yerinden edildi.

On binlerce sivil yaşamını yitirdi.

NATO çekildiğinde geride parçalanmış bir ülke vardı.

2003...

Irak...

Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki koalisyon güçleri, "kitle imha silahları" iddiasıyla Irak'ı işgal etti.

İşgali gerçekleştiren ülkelerin büyük bölümü NATO üyesiydi.

Sonradan o silahlar hiç bulunamadı.

Saddam Hüseyin devrildi.

Yüz binlerce insan hayatını kaybetti.

Milyonlarca insan evini terk etmek zorunda kaldı.

Ortadoğu'nun dengesi geri dönülemez biçimde değişti.

Irak işgali teknik olarak NATO operasyonu değildi.

Ancak işgali gerçekleştiren koalisyonun omurgasını NATO üyesi ülkeler oluşturuyordu.


2011...

Libya...

"İnsanları koruma" gerekçesiyle başlayan operasyon...

Sonunda devlet otoritesi çöktü.

Ülke yıllarca sürecek bir iç savaşın içine sürüklendi.

 

Bugün Gazze'de yaşanan dram karşısında dünyanın vicdanı kanıyor.

İsrail'e en büyük siyasi ve askeri desteği veren ülke Amerika Birleşik Devletleri.

Amerika ise NATO'nun en güçlü ülkesi...

En büyük finansörü...

En büyük askeri gücü.

Elbette NATO ile İsrail'i aynı yapı gibi göstermek doğru değildir.

Ancak NATO'nun merkezindeki küresel güç dengelerini ve bu dengelerin Ortadoğu politikalarındaki etkisini görmezden gelmek de mümkün değildir.


Belki de asıl soru şudur:

Filistin için yürüyen biri...

Gazze'de çocuklar ölürken gözyaşı döken biri...

Amerikan dış politikasını eleştiren biri...

NATO'yu hiç sorgulamadan nasıl savunabilir?


Gecenin sonunda pankart indirildi.

Ama "NATO'ya Hayır" çığlığını, uzun bir sopanın ucuna bağlanmış bir bıçak kesebilir mi?

O pankartı indiren "kahraman", yarın dönüp "Ben NATO'yu savundum." diyebilir mi?

Ya da Gazze için yürürken, Filistin bayrağını taşırken aynı rahatlıkla bunu söyleyebilir mi?

İşte asıl mesele burada.

O yüzden gecenin kazananı, pankartı indiren değil...

"NATO'ya Hayır" sözünü söyleme cesaretini gösterenlerdir.

Çünkü...

Bazı şeyler kaldırılınca daha görünür olur.

Teşekkürler Saadet Partisi... 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.