UNUTTUK AMA KANIMIZ KURUMADI
Gökdeniz CAN 6 Şubat depreminden Eren Bülbül’e, Özgecan Aslan’dan Sinan Ateş’e kadar uzanan acıların toplumda nasıl hızla gündemden düştüğünü sorgularken, asıl meselenin unutmak değil; unutmamış gibi yapmak olduğunu vurguluyor.

Bir annenin çığlığı ülkenin üstüne çöküyor.
Ve sonra aynı cümleler:
“Unutursak kanımız kurusun.”
“Bunu asla unutmayacağız.”
“Hepimizin yüreği yandı.”
Sosyal medya dolup taşıyor.
Herkes aynı cümleleri paylaşıyor. Aynı fontlar, aynı müzikler, aynı öfke…
Sonra? Sonra hiçbir şey. Çünkü bu çağın en büyük yeteneği unutmak oldu.
6 Şubat depremlerinde binlerce insan toprağın altında kaldı. Bir süre hepimiz sustuk. Sonra “Hayat devam ediyor” denildi. Etti de… Peki geride kalanların hayatı devam etti mi?
Sinan Ateş öldürüldüğünde herkes “adalet” diye paylaşım yaptı.
Eren Bülbül için “İyi ki varsın Eren” denildi.
Özgecan Aslan için sayfalarca söz yazıldı, unutulmadığı söylendi.
Günlerce konuşuldu.
Sonra ülke başka bir gündeme geçti.
Çünkü burada acılar bile nöbetleşe yaşanıyor.
Ama birçok insanın derdi gerçekten acı değil; kaç beğeni aldığı…
“Paylaşayım da tepki görmeyeyim” düşüncesi…
Yıldönümlerinde atılan hikâyeler, gönderiler… Çoğunun asıl amacı vicdan değil, görünür olmak.
Şehit haberleri geliyor…
Bir annenin gözyaşı ekranlara düşüyor.
Bir kadın katlediliyor.
Altına yüzlerce yorum:
“Unutmayacağız.”
Ama unuttuk.
Hem de çok hızlı unuttuk.
Bu toplum artık acıyı yaşamıyor, tüketiyor.
Eskiden mahallede bir ölüm olsa televizyonun sesi kısılırmış. Ben yaşım gereği görmedim ama hep böyle anlatıldı. Çünkü acının bir ağırlığı varmış.
Şimdi ise bir felaketin üstüne iki reels, üç caps, bir kahve fotoğrafı geliyor.
Kimsenin kanı kurumadı belki…
Ama vicdanlarımız kabuk bağladı.
En korkuncu da bu.









