Yazıcıoğlu Dosyasındaki Isparta Sırrı!
Yazıcıoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmada gözlerden kaçan bir isim, iki ayrı uçak kazası dosyasını birbirine bağlıyor. Kayıp cihazlar, rapora girmeyen kritik bilgi ve tutuklamalar... ODA TV Yazı İşleri Müdürü Mustafa İlker Yücel'in haberi...

Muhsin Yazıcıoğlu davasında göz önüne gelmeyen önemli bir nokta var.
Şüphelilerden Ferudun Seren, kazanın ardından oluşturulan kaza kırım heyetinin başkanıydı.
Heyet şu isimlerden oluşturulmuştu:
Kurul Başkanı Kimya mühendisi Ferudun Seren
Kara Kuvvetleri’nden pilot Şıhmehmet Sevdim
Mühendis Kerem Mumcuoğlu
Heyet üyesi Kerem Mumcuoğlu’nun hem 2019’daki duruşmada hem de 2026’daki emniyet ifadesinde anlattığına göre, Argus 5000 CE isimli navigasyon cihazının kayıp olduğunun kaza kırım raporuna yazılması istendi.
Mumcuoğlu, Ferudun Seren’in buna şu gerekçeyle karşı çıktığını belirtti: Cumhuriyet Savcılığına bilgi verildi, rapora yazmaya gerek yok.
Bu ifade, Seren hakkındaki somut iddialardan biri. İddia, cihazın kaybolmasının teknik rapordan bilinçli olarak çıkarıldığı ve böylece “delilin karartıldığı” şüphesine dayanıyor.
Kaza kırım ekibinin anlatımına göre 29 Mart 2009’da çekilen fotoğraflarda Argus 5000 cihazı kokpitteydi. Heyet 31 Mart’ta tekrar enkaza gittiğinde cihaz yerinde değildi.
Son operasyonda savcılığın genel değerlendirmesi, Yazıcıoğlu’nun helikopterini inceleyen sivil kaza kırım ekibinin, askerî kaza kırım personeliyle birlikte hareket ederek bazı cihazları söktüğü yönünde.
Savcılık, şüphelilerin FETÖ faaliyetleri kapsamında “tasarlayarak kasten öldürme” suçuna katıldıklarını düşünüyor.
(Bazı haberlerde yer alan Kenan Köksal’ın da resmi kaza kırım ekibinin içinde olduğu yönündeki bilgi doğru değil. Köksal bu ekibe sonradan dahil oluyor. Helikopterin sahibi olan şirketin teknisyenlerinden Kenan Köksal’ın inceleme ekibiyle olay yerine gitmesi savcılığın sorguladığı konulardan biri.)
Heyet üyesi Şıhmehmet Sevdim, şirketten bir yetkilinin görevlendirilmesini Seren’in istediğini söyledi.
Köksal ifadesinde ELT cihazının yerini gösterdiğini ve kendisinden cihazı sökmesinin istendiğini anlattı. Aile avukatları ise kazaya konu helikopterin şirketinde çalışan bir teknisyenin heyette bulunmasının ve cihazlara müdahale etmesinin kuşkulu olduğunu belirtti.
Bu da Seren’e yönelik, “yetkisiz veya taraflı bir kişiyi olay yerine götürerek delillere müdahaleye imkân sağlama” iddiasının dayanaklarından biri olarak belirtiliyor.
Ortada daha büyük bir tuhaflık var:
Seren mahkemede verdiği ifadede, kaza tarihinde heyet üyelerinin kaza kırım konusunda eğitim ve belgelerinin bulunmadığını şu cümleyle kabul etti:
“Bizim ekip olarak herhangi bir kaza kırım eğitimimiz, belgemiz yoktu.”
Odatv’ye konuşan Yazıcıoğlu’nun avukatlarından Veysel Aşkın da bu noktanın altını çizmişti.
Sanıklardan Şıhmehmet Sevdim "spekülasyona sebep olabilecek şeylerin raporda yer almadığını" Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına 20 Aralık 2011’de verdiği ifadede şöyle anlatmıştı:
“Argus 5000 cihazının kaybolması hususunu ben ve Kerem rapor yazım aşamasında yazılmasını talep ettik. Ancak heyet başkanı Ferudun Seren bu hususu savcılığa bildirdiğimizi, raporun müsbet çalışmalar sonucu elde edilen veriler içerdiğini, spekülasyona sebep olabilecek şeylerin raporda yer almayacağını, kendisinin 10 yıldır kaza kırım heyetlerinde yer aldığını, böyle şeylerin raporlara yazılmadığını söyleyip ikimizi ikna etti.”
Ferudun Seren’in bu cümlelere yanıtı da şöyle: Mehmet Sevdim isimli kurul üyesi arkadaşımın konuşmamızla ilgili söylediği şeyler doğrudur. Ben cihazın kaybolması ile ilgili bilgiyi savcılık makamına bildirdim. Bu cihazın kaybolduğunu raporda o dönemde belirtmek spekülasyonlara neden olabilir dedim. Kendileri de uygun gördüler ve herhangi bir şerh koymadılar.
Dava dosyasında yer alan bir diyalog da Seren’in konumunu anlamak bakımından önemli. 27 Eylül 2011 tarihinde, kaza kırım kurul üyeleri Kerem Mumcuoğlu ve Şıhmehmet Sevdim arasında geçen diyalog şöyle:
Kerem Mumcuoğlu: Benim eve bugün polisler gitmiş.
Şıhmehmet Sevdim: Oğlum bak onun için diyorum adam hepimize zarar verebilecek kırılgan yapıda biri.
Kerem Mumcuoğlu: Ona bir şey olsun ya da olmasın biz ona demedik mi bunu biz rapora yazalım diye bize danalar gibi bağırmadı mı?
Şıhmehmet Sevdim: Onu dün ona söyledim. Tutanağı bile tutmuyordun. Göbeğim çatladı.
Kerem Mumcuoğlu: Kıyameti kopardı. İlginçtir ki adamların da yanılmıyorsam, yanlış algılamadıysam bu konu hakkında biraz bilgileri var yani. Onun böyle bir konuda muhalefet ettiği görüşünce birleşmiş gibi gözüküyor adamlar; senle ben bu konuyu istedik, onun yazdırmamış olma görüşünü savunuyorlar."
Diyalogda görüldüğü gibi kurulun üyeleri kurulun başkanına yönelik “Biz demedik mi rapora yazalım, bize danalar gibi bağırmadı mı?” diyor.
Seren ise iddialara mahkemede şöyle yanıt verdi: Ulaştırma Bakanlığı tarafından resmen görevlendirildim, Kayıp cihaz konusunda savcılığa bilgi verdim, Helikopter olumsuz hava şartları ve pilotaj hatası nedeniyle düştü.
Ferudun Seren’in adı 30 Kasım 2007’de Isparta’da düşen Atlasjet uçağının incelenmesinde de geçti.
Kazada uçaktaki 50 yolcu ve 7 mürettebatın tamamı hayatını kaybetmişti. Ölenler arasında kritik dosyalar çalışan Prof. Dr. Engin Arık ve beş bilim insanı da bulunuyordu.
Seren, Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde kazanın nedenini araştıran resmî Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu'nun başkanıydı. Seren başkanlığındaki heyetin hazırladığı Hava Aracı Kaza Nihai Raporu, daha sonra açılan ceza davasında başvurulan temel teknik belgelerden biri oldu.
Kazanın hemen ardından Ferudun Seren’in mesleğinin kimya mühendisliği olduğu ve geniş gövdeli yolcu uçağı kazalarını incelemek için gerekli uluslararası kaza tahkikat eğitimini almadığı belirlendi.
2007’de yayımlanan haberlerde Seren’in asıl kurumunun DHMİ olduğu, geçici görevle SHGM’de çalıştığı da belirtildi. Bu durum, Isparta Havalimanı’nı işleten ve seyrüsefer cihazlarından sorumlu olan DHMİ’nin çalışanının, aynı cihazların kazada kusuru bulunmadığını belirleyen kurulun başında olması nedeniyle “bağımsızlık sorunu” olarak eleştirildi.
Sabah gazetesinden Metin Can, 26 Şubat 2012’de Atlasjet uçağı kara kutusunun başına gelenleri yazarak Ferudun Seren’in faaliyetlerini şöyle aktarmıştı:
“Seren, 2007 sonunda uçağın karakutusunun Almanya'da bulunan Lufthansa Teknik'e gönderildiğini ve burada inceleneceğini ilan etmişti. Ardından ekip, Lufthansa'daki incelemenin tamamlandığını, karakutunun 'arızalı ve boş' olduğunu rapor etti. Böylece kazayı aydınlatacak tek delil de ortadan kalkmış oldu. Ancak Sabah karakutunun Lutfhansa şirketine hiçbir zaman gönderilmediğinin belgesine ulaştı.
Şirketin en üst düzey yetkilisi tarafından gerçekleşen yazışmalarda, 'Atlasjet uçağının karakutusu bize asla ulaşmamıştır: Bizim zaten bu konu üzerine inceleme yetkimiz yok' denildi.
Edinilen bilgiye göre, Seren ve ekibi karakutuyu Almanya'da bulunan BFU isimli şirkete götürdü. Asıl skandal da bundan sonra başladı. Karakutu incelemesi konusunda hiçbir yetkisi bulunmayan ve aslında kimya mühendisi olan Seren burada karakutuyu kendi ekibi ile açtı.
Bu çalışma BFU şirketinin hazırladığı son raporlara da ‘Türk heyet incelemeyi kendisi yaptı. Bizim hiçbir müdahalemiz olmadı’ şeklinde girdi. O tarihten bu yana da karakutunun nerede olduğu bilinmiyor.”
İşte bu kişi şimdi de Muhsin Yazıcıoğlu davasında kayıp cihazların rapora konulmaması, geriye dönük tutanak düzenlenmesi ve suçun izlerinin karartılmasına iştirak etmekle suçlanıyor.
Peki bu kadar ayrıntıyı neden yazdık?
Ferudun Seren son operasyonda gözaltına alındı. Savcılık 27 şüphelinin tamamını tutuklama talebiyle hakimliğe sevk etti. 19 kişi tutuklandı. Seren serbest bırakıldı.
Bu durumda şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Isparta’daki kazada bilirkişiliği tartışılan, Yazıcoğlu davasında da şüpheli durumda olan kaza kırım ekibinin başındaki Ferudun Seren neden tutuksuz yargılanıyorken onun altındaki iki isim tutuklu kaldı?







